KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

KONYA'NIN BELEDİYECİLİK İLE İLGİLİ BAZI FIKRALARI

M. SABRİ DOĞAN"

Eski Konya fıkraları içerisinde belediyecilikle ilgili olanları çok azdır. Bu yüzden bu konu ile bulabildiğimiz fıkra sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdadır. Hele, hele eskiye gidildikçe sayı daha da azalır. Bunun da sebebi muhakkak ki modern anlamda belediye teşkilatına çok geç kavuşmamızdır. Tespit edebildiğimiz fıkralar, genellikle Konya'da modern anlamda belediyecilik anlayışının olgunlaşmaya başladığı Cumhuriyet'ten sonraki devirlere aittir. Bu fıkralarda da devrin sosyal yaşantısını ve toplumun belediye kurumuna bakış acısını göstermesi bakımından ilgi çekicidir. Fıkraların hemen, hemen hepsi de uzun süreli bir değişim sürecine girmiş olan bir toplumun gelişme sancısını ve uyum sağlama güçlüğü gibi konuları hem eleştirel, hem de alaylı bir ifadeyle ele alır. Bu yüzden Eski Konya'nın belediyecilikle ilgili fıkraları; hangi noktada değişmeye başladığımızı ve şimdiki bulunduğumuz yere geliş sürecindeki zorlukları göstermesi bakımından önemlidir. Çünkü her tarihi belge gibi fıkralar da eğer uzun bir süre yaşayıp günümüze gelebilmişse, tarih yazıcılığında önemli birer rol oynayabilirler. Tespit edebildiğimiz fıkralardan bazıları aşağıda ele alınmıştır.

İlk olarak anlatacağımız fıkra adını ve görev tarihini tespit edemediğimiz eski Belediye Başkanlarından birinin zamanında geçmiştir. Muhakkak ki fıkralaştırılmış bu olay; Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında, dolayısıyla da asayiş ve huzurun bozulduğu veya bozulmaya yüz tuttuğu bir zaman aralığında geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu fıkra şöyledir; İki sarhoş meyhanede kafaları fitil gibi çektikten sonra münakaşaya tutuşmuşlar. Biri dermiş "ben güzelim", diğeri dermiş "ben güzelim". Nihayet haydi gidelim belediye reisine soralım demişler. Birinin elinde saldırma, diğerinin elinde tabanca gece yarısı belediye reisinin kapısına dayanmışlar. Kapıyı çalmışlar, reise hitaben: -Reis Bey ben diyorum ben güzelim, bu da diyor ben güzelim. Sen bir bak bakalım hangimiz güzeliz ?. Reis birinin elindeki saldırmaya, diğerinin elindeki tabancaya bakmış. Birine güzel dese saldırma yiyecek, diğerine söylese tabancaya hedef olacak. Düşünmüş:
-Ülen Ahmet sen güzelsin amma, arkadaşın Mehmet de yosma demiş. Sarhoşlar kol kola girmişler sen güzelsin, ben yosmayım diye güle oynaya gitmişler.

Zaman, zaman Konya'yı ve Konyalıyı derinde etkilemiş olaylar olmuştur. Bunlardan birisi de halkı derinden yaralayan 1868 Konya Çarşı yangınıdır. Anlatacağımız fıkra bu yangından sonra yaraların sarılması sırasında geçen gerçek bir olaydan fıkralaştırılmıştır. Buna göre; Yağcı Mehmet Efendi Hoca'nın 1284 yangınında dükkânı yanar. Yanan dükkân yerlerinin ölçülüp biçilmesi ve sınırlarının tespiti için Vali Esat Paşa, Nafıa mühendisini vazifelendirir. Mühendis dükkân yerlerini ölçerken, zengine fakire göre bir ölçü tutturur. Sıra Yağcı Mehmet Efendi Hoca'nın yerine gelir. Mühendis ölçüyü yine kıt tutar. Mühendisin adil olmayan ölçüsüne karşı Yağcı Mehmet Efendi Hoca:
-Bana bak, mühendis efendi! Zenginlerin dükkân yerleri ölçülürken Nafıanın arşını uzuyor da, fakirlerinkinde kısalıyor mu?

Bu fıkramız ise Osmanlının son zamanlarında Belediye reisliği yapan Hacı Ali Efendiye aittir. O sıralarda Batı'dan alınan belediyecilik anlayışı ve kurumu henüz bebeklik aşamasında emeklerken, eski gelenek ve göreneklerde devam etmekteydi. Fıkramızda İslam anlayışında önemli bir yer tutan "iyiliği emretme, kötülüğü men" kavramının toplumda hala önemli bir yer tuttuğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Çünkü İslam belediyecilik anlayışında yalnızca imar hareketleri önemli değildir. Bunun yanında toplum içinde "küfür etme" gibi fiiller genel edep ve adaba aykırı sayılmakta ve men edilmesi belediyenin görevleri arasında sayılmaktaydı. Zamanın belediye başkanının ve belediyecilik anlayışının "toplum içinde küfür etme" olayına nasıl baktığı hakkında çok bilinen bir fıkra ise şöyledir; Konya'nın ünlü ekmekçi Kaplan dedesi küfürsüz yapamazdı. Bir gün fırını kontrole gelen Belediye kolcularına da ana avrat girişiverdi. Zavallı belediye memurları soluğu Belediye Başkanı Hacı Ali Efendi'de aldılar. Kaplan Dedenin küfredip hakarette bulunduğunu söylediler. Belediye başkanı Kaplan Dedeyi yanına getirtip memurlara küfredip etmediğini sordu. Kaplan Dede:
-Hayır, dedi. Hacı Ali Efendi öyleyse sizi yüzleştireceğim, diyerek zabıta memurlarını içeri aldı. O zaman Kaplan Dede kendini kaybetti, zabıta memurlarına dönüp bağırdı:
-Ulan analarını avratlarını…Ben size ne vakit küfrettim ? koyun köpekleri…

Dördüncü fıkramız ise Rahmetli Muhlis Koner'in II. belediye reisliği döneminde geçer ve şöyledir; Tayip Ağa bir iş için ricada bulunur. Aradan zaman geçer Muhlis Koner, çarşıyı teftiş ederken Tayip Ağa ile karşılaşır. Tayip Ağa sorar:
-Ne oldu. Reis bey bizim iş?
-Vallahi Tayip Ağa kanuni bir yol arıyoruz. O işi unutmadım. Halledeceğim...Fakat biliyorsun kanun var, nizam var...Tayip Ağa başını sallar. -Reis Bey der. Senin kanun dediğini ben bilirim. İstersen o kanunu avucunun içine alır, şakalağın köprüsüne kadar şişirir, şişirir atarsın.

Sıradaki fıkramız rahmetli Selçuk Es'in babası ve Cumhuriyet'tin ilk belediye reisi olan Kazım Gürel zamanına aittir. Büyük önder Atatürk'ün Konya'ya gelişlerinden biri Kazım Gürel'in belediye başkanlığına rastlar. Kazım Gürel sıkı bir emniyet tedbiri aldırır. Atatürk, her gittiği yol ağzında asker, polis, jandarma toplulukları görünce emir verir kaldırtır. Şehir içi gezilerini bu türlü serbest ve çekinmeksizin yaptığı bir anda arabasının önüne örtülü, tek gözü açık bir kadın çıkar. Atatürk arabasını durdurur, iner. Kadına:
-Dile benden ne dilersen der. Kadın şaşırır:
-Sen Hızır Aleyhisselâm mısın ki ?. Senden bir şey dileyeyim ? Gazi tekrar:
-Sen dediğime bak, dile benden ne dilersen. Kadın:
-Oğlumu gardiyan yap!
-Hadi git oğlun gardiyan oldu. Oğlu akşama cicili bicili elbiselerle eve dönünce kadın şaşırır.
-Ne oldu oğlum?
-Gardiyan, ana ! Gazi hazretleri yaptı. O zaman kadın uyanır ve kendi kendine mırıldanır:
-Demek Hızır gaziymiş. Ne bilirdim, keşke başka şeyler de isteseydim.

Bu fıkramız ise gene Cumhuriyetin ilk yıllarına aittir. Alaaddin Tepesi'nde parklar, kahveler, gazinolar...Herkes açılmış, saçılmış. Tatil günleri Alaaddin Tepesi bir gezi mahalli. Modaya uymuş genç beyler hanımlar gezip yürüyor. Açık kahvelerde oturup çay içiyor sohbet ediyorlar. Oturak kaçkını Deli Mehmet elini eteğini her şeyden çekmiş, ibadete başlamış, güzelce bir de sakal koymuş. Bir tatil günü o da Alaaddin Tepesi'ne hava almak için çıkar, bakar ki karşıdan üç bayan takmış takıştırmış geliyorlar. Dayanamaz, "Ülen amma da güzelmiş tazeler" diye miktarınca bakar. Kızların anaları bu hali görünce dayanamaz: -Ayıp değil mi ne bakan kızlara öyle be herif. Şu koca ak sakalından utan der. Deli Mehmet hiç altta kalır mı cevabı yapıştırır:
-Yok hemşire hanım kötü niyetle değil, hayret ettiğimden bakarım. Benim de evde ellerinden öper üç kızım var amma böyle kınalısı boyalısı yok, sebebi ne ola diye düşünür dururum. Kadıncağız Deli Mehmet'in konuşmasını ciddiye alır: -A efendi doğuştan değil, sonradan boyalar der. Deli Mehmet derinden bir iç geçirir. -Aman hanım ne iyi ettin de söyledin. Ben de eve varınca hemen avradı boşamaya kalkacaktım…

Şimdi anlatacağımız fıkrayı oluşturan olay ise 1927-1930 yılları arasında görev yapan belediye başkanı Halis Ulusan zamanında geçer. Bu fıkrada ise Rahmetli Halis Ulusan bir tarihte ilçelerden birine gider. O ilçede eşekler hep çalı çırpı yüklü kaldırımlarda yürürmüş. Halis Ulusan yola iner, eşek kaldırıma çıkar, eşek bir tuhaf olur. Üç eşeğe yük yüklemiş köylünün birini yakalar. -Yahu eşeklerine sahip ol, ne biçim hayvanlar ? -Bak kaldırımdan gidiyorlar. Köylü saf, saf cevap verir. -Ne eşeklerdir bunlar Bey, ne eşekler? Essahtan eşek.

1930-1935 yılları arasında Şevki Ergun'nun belediye başkanlığı sırasında şehirde sosyeteye mensup bir dedikodu kulaktan kulağa dolaşıyordu. Şimdi Konak Oteli o zamanlar Belediye dairesi idi. Belediye zabıta memurlarının sofadan bölme odasında bir gün zabıta memuru Kavaklı Ahmet Ağa, bu dedikoduyu yanlarındakine ballandıra, ballandıra anlatırken: -İşte de,tam bu sıralarda üzerlerine baskın yapılmış!..Lafı dinleyenler Ahmet Ağa'yı söyletmek için: -Baskın yapılmış da sanki ne olmuş? Derler. Kavaklı kızar. -Ülen daha ne olacak gidi, der, kokorikostikos olmuş!..

1939-1946 zamanında belediye başkanlığı yapan Muhsin Faik Dündar zamanında geçen bir olay ise şöyle fıkralaştırılmıştır; Konya'ya şehir otobüslerinin yeni geldiği yıllarda semtlerde de otobüs yeni, yeni işlemeye başlamış, kadın kısmı filan zor biner, kaç göç devrinin olduğu yıllardır. Bir gün Havva ablam otobüs binmiş, beraberinde torunu da var, torunu yanına oturmuş gidiyorlar. Acık sonra biletçi gelmiş, "Hanım teyze bilet " demiş. Havva teyzem parayı uzatmış, bilet bekliyor, biletçi çocuğa da bilet alacan demiş. Havva teyzem: -Anah dırnag gadar çocuğa ne biladıymış ak oğlum!" Bilatçı gızmış. -Çocuk dırnak gadarısa gucağına oturt" diyince bu sefer Havva teyzem kızmış biletçiye çıkışmış. -Anah hay yavrum gazzıg gadar şiyi gucağımda nasıl daşıyyım sende!.." Çekişme böyle sürerken, mecbur olmuş Havva teyzem çocuğa da bileti almaya.

Gene Muhlis Koner'i anlatan bu fıkra onun son belediye başkanlığı zamanında geçer. Rahmetli makamında otururken birden bire gürültüler olur dışarıda. Odanın pencere camları bile sarsılır. Zile basar bir zabıta memuru çağırtır. Gelen zabıta memuruna ağzını açar gözünü yumar, Muhlis Koner: -Bir şu seslere mani olamıyorsunuz. Kim hızlı sürüyor, kim ses çıkarıyor. Zabıt tutun, elinden ehliyetini alın, bir daha araç kullanamasın! Bana yakalayın biraz evvel giden şoförü haddini bildireceğim. Zabıta memuru hem şaşırır hem güler. Muhlis Koner iyice kızar. -Ne gülüyorsun karşımda utanmadan? Senin vazifeni sana ben hatırlatıyorum. Zabıta memuru çaresiz. -Efendim der, Biz ona bir şey yapamayız demin geçen tayyareydi.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında umumi helalar genellikle paralı olarak halkın istifadesine sunulmaya başlanmıştır. Günümüze kadar bu düşünce tarzı ile hareket eden belediyeler, bazı istisnaların dışında rant sağlayıcı bir uygulama olarak bu işe sıcak bakmışlardır. Ama özellikle şehrimizde helaların paralı olmasını da hemşerilerimiz oldum olası yadırgamışlardır. Üstelik sık, sık ücretlerin değişmesi halkı her zaman kızdıran bir neden olmuştur. Şimdi anlatacağımız fıkra 1970'li yılların ürünü sayılabilir. Bu fıkra şöyledir; Meram'lı Şaban bir gün sıkışır, çarşı helalarından birine mecburi giriş yapar. Hela ücreti lüks tarife 50 kuruştur. Yahut Şaban öyle bilir. Dışarı çıkarken 50 kuruşu bekçiye uzatır. Bekçi: -Bir lira vereceksiniz, der. -Arkadaş ben küçük su…. ,diyecek olur. -Küçük, büyük tekmili birden bir lira vereceksiniz. Şaban bu cevaba birden kızarak mukabele eder. -Zart zurt da dahil mi?

Kronolojik sıraya dikkat edilerek örneklerini verdiğimiz Konya'nın belediyecilik ve belediye hizmetleriyle ilgili fıkraları muhakkak ki hemen bu kadar değildir. Eğer iyi bir araştırma yapılacak olunursa daha nicelerinin ortaya çıkacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama şunu da belirtmek gerekir ki, tahminimize göre Konya fıkraları içinde belediyecilikle ilgili olanları fazla değildir. Yeni fıkraların bulunması, toplanması ve yayınlanması şimdiye kadar çok az araştırılmış bir konu olan "Konya Belediyesi Tarihi" ile ilgili karanlıkta kalmış bazı önemli konuların gün ışığına çıkmasını sağlayacaktır.